INFORMATION

Türk Hekim mi? Türk Hekimin Allah belasını versin. Bir gün kendi doktorumu seçecek halde olmaz isem, ailem ve dostlarımdan istediğim tek konu şudur ki; dokturumun Allah’a inan birinin olmasına dikkat edilsin. İster Müslüman olsun ister Hristiyan, hatta Musevi bile olsun.

Yeter ki Evrimci, Allah’a inanmayan bir Kasap olmasın. Ateist bir Türk Doktorundan koruyun beni. O ruhsuzların ellerine vermeyin beni ve kimseyi. Ruhsuz diyorum fakat ne acıdır ki bu onlar için hakaret bile değil. Çünkü insanda ruhun olmadığına inanan da ta kendileridir.

İstanbuldayım. Babam beni arayıp ufak bir kaza atlattığını anlattı. “Mutfaktan oturma odasına giderken sanki sırtımdan biri vurdu oğlum. Koridorun duvarına yüzümü çarptım, burnum kanadı ve yanağım biraz çizildi.” Korktum, baba hemen Hüseyin’i (biraderim) arıyorum gelsin seni hastaneye götürsün dedim ama istemedi. İyi olduğunu, ertesi sabah kendisi hasteneye gidebileceğini söyledi. Gitmedi, ben de tutup kolundan götürmedim. Babama güveniyordum. Hangi doktor iyi, hangi hastane nedir hep araştırır, hatta bazen nemden su kapar derecesinde sağlığına önem verirdi.

İki üç gün sonra akşam kardeşim arayıp Babamın kendini çok iyi hissetmediğini, o an beraber hastane yolunda olduğunu söyledi. “Geliyorum” dedim. “Gelme abi gerek yok, ben varım. Hem o kadar kötü değil, ben sana haber vererim gerekirse gelirsin.” dedikten sonra her ihtimale karşı gitmek için hazırlandım. Bir süre sonra aradım, kardeşimin aktardıklarında babam için rahatladımsa da doktorun tavrı sinirlerimi çok bozmuştu. Doktor “neyin var?” diye sorar, babam “efendim, üç gün önce …” doktor lafı keser “üç gün öncesini boş ver, şimdi neyin var” babam tekrar baştan “söyleyeceğim doktor bey, üç gün önce sırtımdan biri vurdu sanki, sonra ben …” “abicim şimdi neyin var, niye geldiğin buruya sen onu söyle! Rahatsızlığın ne?” biraderim araya girer, babam sinirlenmiştir çünkü. “Babam kendini aşırı derece halsiz ve kötü hissediyor doktor bey, vücudunda şimdiye kadar hiç yaşamadığı gayri tabi bir halsizlik durumu var” dedikten sonra yüce, ulu, nam-ı şayan Türk doktoru “serum verin” der.

23 Nisan 2014 Cuma

Kardeşim abi serum alıp çıkacağız sen gelme dedi. Babamında daha iyi olduğunu öğrenince anlaştık kapattık. 09:30’da aradım, sabaha kadar hastanede kaldıklarını öğrendim. “Daha sonra doktor gelip kan tahlili de istedi, sonuçlara baktıktan sonra sabaha kadar gözetimde kalması gerektiğini söyledi. Sabaha kadar uyutmadılar babamı, ben de uyumadım” dedi. Nasıl olduysa doktorun aklına kan tahlili yaptırmak gelmiş. Bak sen Allah’ın işine, Allah Allah… Sabah mesai doktoru babamı muayene edip damar tıkanıklığı teşhisi koymuş, ayın 31’ini de anjiyo için gün vermiş. Bu kainatın tabiat ana tarafından yaratıldığına inanan, hipokrat yeminli Türk doktoru “acil müdahele durumu yok, damar tıkanıklığı başlangıç seviyesinde, anjiyo yaparsak daha iyi hisseder kendini” demiş. Babamın üç gün önce geçirdiği olayı da kulak vermeden dinlemiş. Tekrar saat 11:00’de gelmek üzere eve dönmüşler.

Eve gidip kardeşime uyumasını söyledim, babam da uykusuz ve yorgun gözüküyordu. Yürürken ayaklarını kaldırmaya, konuştuğu cümleleri tamamlamaya dermanı yoktu. Tahlili isteyen doktor 11:30’dan önce gelin sonrasında ben yokum demişti. Laboratuvardan sonuçları aldık, doktorun odasına gittiğimiz de 11:20’ydi ve doktor yoktu. Odasında aynı bizler gibi insana benzeyen bir mahlukatdan doktorun nerede olduğunu öğrenmeye çalıştım. Normal hayatında lokantada komilik yapamayacak kadar beceriksiz lakin torpil vasıtası ile hastaneyi girmiş, sanki kendi de tıp fakültesini bitirmiş gibi burnu havalarda doktor muavini, sağol. Koskaca hekim sözünde durmamazlık yapacak değil ya, benim saatim yanlış olsun. Doktor ikinci katta hasta gözlemine çıkmış. Hadi dedim baba, biraz daha dayan, çıkalım doktora ben raporunu gösteririm sonra gideriz eve uyursun. Hadi baba, hadi baba…

Doktoru dövünce eşkiya olur vatandaş

O doktor yok mu! O şerefsiz, o Allahsız! Babamla birlikte beni elimde raporu görünce başladı ağzından köpükler çıkmaya. Daha bakar mısın diye rica bile etmedim. “Doktor bey ne olur, babam sabaha kadar uyumadı, 13:30′ kadar beketmeyin bizi lüfen” Ne dediysem nafile, nuh dedi peygamber demedi. Yürü dedim baba, yapacak bir şey yok. “İnsanın iyilik yapmak imtiyazındadır, kötülük de” dedim ve bana “Bunun iyilik ile ne alakası var” dedi. “Size herşeyi başından anlatacak kadar vaktim yok, babamı götürmem lazım” dedikten sonra girdim babamın koluna hadi baba dedim. Arkamı döndüm, tartışmamızdan koridora çıkanlara yüksek sesle seslendim “sonra doktoru dövünce dövdü oluyorsun, ne yapsın vatandaş!”

Öğle yemeği için hastanenin karşısında bir lokantaya oturmadan, Babamla son kez karşılıklı yemeğimizi yemeden önce; hastanenin çıkışında altın rengi plaka ile yazılmış bir levha gördüm, Hipokrat Yemini yazıyordu. Meram Araştırma Hastahanesi’nin orta giriş kapısında bunu herkes görebilir. Metinin başında “tüm tanrı ve tanrıçalar adına” yazıyordu, fotoğrafını çektim ve telefondan okumaya başladım. Sonra babamı gösterip dedim ki “bak baba hipokrat yemini buymuş, bir kaç tane latin tıp adamının ismini zikrettikten sonra tüm tanrı ve tanrıçalar adına yemin eden doktordan insanlık beklenir mi?”

Saniyeler içinde iyi bir insan olmak

Öğleden sonra gittik, çok gergin ve sessizdi doktorun odası. Hiç birşey demeden ilerleyip sonucu önüne koydum, babam oturdu. “Şu ilacı kullanmasın, haftaya bir tahlil daha yapacağız” dedi ve bıraktı. Bu kadar mı dedim? “Evet” dedi. Şunu senden rica etmek için, ayağına kadar geldiğimizde yapamazmıydın doktor. Saniyiler içinde bir insana iyilik yapamazmıydın. Bu hasta adamı 3 saat önce yatağında istirahat etmesini sağlayamazmıydın. Ruhun olduğuna inanmıyorsun, peki be adam senin vicdanın da mı yok? Önündeki insan vücudu maketine bakma salak adam, benim kastettiğimi orada bulamazsın! Onu görebilecek kadar inanç yok senin gözlerinde, aklında, gönlünde. Pardon gönül dedim, kafan daha çok karıştı değil mi? Daha vicdanın yerini öğrenmeden gönül çıktı şimdi de… Yıllarca okuduğun okulda değil, ananın babanın kucağında öğrenirsin onların nerede olduğunu. Vicdanın ve gönülün insanın kalbinde zuhur eden bir otorite olduğunu. Kalbin de mi yok! O da yok desene!

Beni affet Baba

Ertesi gün, yani Cumartesi babam ofisime geldi. Yaklaşık iki buçuk saat oturdu. Bunun yaklaşık bir saati babam ile olması gereken gibi ilgilenebildim. Vaktin geriye kalan kısmında doğru düzgün ilgilenmedim ne yalan söyleyeyim. Doğru düzgün dinlemedim bile. Sorsanız biriniz “baban sana ne anlattı” kem küm birşeyler derim onu da doğru düzgün söyleyemem. Neden? Çünkü yetiştirmem gereken dünyalık işler var. O an yaptığım katalog herşeyden daha önemli. Neden? Ölümü unutmuşum çünkü, hep dünyada kalacakmışım ve hiç ölmeyecekmişim gibi bir derdim var. Baba? Baba nasıl olsa benim babam, baba bizden ana bizden…
Babamı o gün ihmal ettiğim için beni affet Allahım. Sen de bana hakkını helal et Baba…

Boğazıma dizilen keşkeler çaresizdi

Babam 25 Nisan Pazar günü kalp krizi geçirerek hayata gözlerini yumdu.

Adam gibi bir doktor olsaydı, dinleyip onun üç gün önce de kalp krizi geçirdiğini anlayabilirdi belki de… Meğer babamın sırtına vurulmuş gibi ağrı saplandığını anlatmak istediği an, kalp krizi geçirmesiymiş. Doktora gitmemize rağmen bunu sonradan öğrenmemiz ne kadar acı…

Amcam aramıştı, çabuk gel baban iyi değil dedi ama benim içime düşmüştü olacağın korkusu. Ne olur Allahım, ne olur korktuğum başıma gelmesin diyerek delice kullandım arabayı. Ben çıkarken çağırılan ambulans toparlanıyordu, yapacak hiç birşey kalmamıştı. Herşey bitmiş, babam terketmişti.

Önce yavaş yavaş dünya durdu… Şimşekler çaktı kafamda… Hayat hiç kaldıramayacağım bir yük bırakıvermişti sanki omuzlarıma… Dizlerimin üzerine çökertmişti beni… Yere kapanan vücudum söyle bana nerede hani kolumun kuvveti… Kulağımdaki sesler nereye gitti…. Ey içimdeki ses, sen neredesin, sen de mi gittin? Ne oldu sigara dumanı ile dolan ciğerlerime, nasıl nefes almadan durabiliyorum. Babam gerçekten öldü mi? Biriniz hayır desin bana…

İnsan kendini o an olduğu kadar başka hiç bir an; yalnız hissetmiyor. Yalnızlık içinde bulunduğunuz çaresizlik, tarif edilmez bir duygu.

Babamı başka bir hastaneye götürebilirdim… Anjiyo ise anjiyo parasını verip hemen yaptırtabilirdim… Cumartesi günü lanet işi bırakıp babam ile dolu dolu sohbet edebilirdim… Keşkeler hücum eder aklına ama diyemezsin. Diyemezdim çünkü Allah’a teslimim. Ölüm de Allah’tandır. İçimde kalan acının telafisi için keşke diyemem. Çünkü bu acı benim. Bu acının yerine babasını anjiyo ettirmiş, son görüşmelerinde güzel dolu dolu dakikalar geçirmiş olup onun yasını tutmakta yine benim elimdeydi…

Bu bana çok iyi ders oldu, fundamental geçirdim. Şuan aylardır her günün benim ve çevremdekiler için son gün olabileceği fikriyle yaşıyorum. Karamsar bir paranoyaya girmedim, gayet pozitif bir ruh hali! Bunu hepinizi tavsiye ederim. Son gününmüş gibi her gün insanlarla vedalaşmayın, söylemek istediğim bu değil. Sadece kendinize şu soruyu sorun “Ya olursa acaba neyi yaptığımdan dolayı pişman olurdum?” Bu sizi nasıl davranacağınız konusunda yönlendirecektir.

Allah’ım, sana inanmayanlardan sana sığınırım

Ambulans doktoru kendi kendine konuşuyor “bu adama hemen müdahele etmeleri lazımdı, damar tıkanıklığının bu kadar ilerlediğini nasıl göremediler” diyordu. Kalp masajlarına cevap vermedi. Babamın kolundan enjekte edilen yüksek dozda ilaç iki defa denendi ve ikisinde de başarısız oldu. Çünkü babamın damarları son raddesine kadar tıkanmış olduğu için damarları açmaya yarayan ilaç ilerleyemeyip patladı.

Yasal yollardan şikayetçi olup hakkınızı aramak geliyor değil mi aklınıza. Bu göründüğü kadar kolay bir karar değil. Amcam ve kardeşim de bunu çok istediler fakat buna engel olmak durumundaydım. Çünkü birincisi otopsi denen olay ile babamın cenazisini rahatsız edilmesini istemedim. İkincisi ise Türkiye’deki adalet sistemine zerre güvenmediğim için. Ben idda ediyorum ki bir tane savcı benim hakkımı alamaz. Bu gibi davalarda doktor veya hastaneye karşı dava kazanan adam milyonda bir.

Sonraki günler öğrendim ki Hipokrat Yemini’nin başında geçen isimler Latin Tıp Adamı değil Tıp Tanrılarıymış. Beşer gibi bir anadan doğup, yaşayıp ölen fakat tanrı olan insanlar. Ölen tanrılar. Sizin tanrınıza da size de lanet olsun. Büyük ihtimal Meram Araştırma Hastanesi’nin Başhekimi de ataist ve bundan haz duyuyor olsa gerek ki; %90’ını müslüman hastaların olan hastanesinin girişine bir insan boyunda bunu koyabiliyor.

Üstad Kadir Mısıroğlu’ndan dinlediğim bir ataist doktor hiyakesinden de bahsetmek istiyorum ama bu yazı çok uzayacak. Daha sonra yazarım inşallah.

Soruyorum ataist hekimlere; bu dünyada insanları yaratan ve geçirdiği evrimler sonucu insanı mükemmel bir hale getiren tabiat ana, neden hala insanları ölümsüzleştiremedi?